Koçagan toprağı uyandırdı. İmre karı ağlattı, Yaşıl Han dünyayı yeniden yeşile boyadı ve Umay Ana gümüş ışığıyla onu kutsadı. İyeler her tarlayı, her kaynağı, her ağacı gözetiyor. Yel Ata’nın soluğu polen ve vaatlerle dolu.
Hızır ile İlyas’ın yeniden buluşma zamanı geldi.
Bir gece bir gün boyunca.
Hıdırellez.
Hızır, Yeşerten
Hızır rüzgâr gibi hareket etmez. Su gibi akmaz. Oradadır, toprağın kendisi gibi hareketsizdir, kök salmıştır.
Durduğu her yerde toprak görevini hatırlar. Çimen yeşerir. Mevsimlerdir unutulmuş olan tohumlar toprağın kuru kabuğunu yarıp çıkar. Çiçekler dikilmeden açılır. Meyve ağaçları vaatlerle dolar.
Hızır’ın geçtiğini görmeyiz, nerede durduğunu görürüz.
Adı Arapça Al-Khidr’dan gelir. Yeşerten. O ki ayaklarının altında yeşil doğar. O sessiz berekettir. Dünyanın üzerinde yaşayanları beslediği hareketsiz güçtür.
O aramızda da yürür, hacı kılığında, basit bir yolcu olarak, arkadaş olarak. Beklenmedik yardım elidir, fısıldandığında yolumuzu aydınlatan öğüttür, her şey yitirilmiş gibi göründüğünde yeniden doğan umuttur.
Hızır gibi yetişti, denir.
Bu Hıdırellez gününde, kapına geleni geri çevirmezsin. Zira o olabilir. Ve onu geri gönderirsen, bereket, bolluk, onunla birlikte evinden ayrılır.
İlyas, Suların Efendisi
Hızır topraksa, İlyas sudur.
Bakışını derin denizlere, yağmur yüklü bulutlara ve kıvrımlı nehirlere çevir. Orada İlyas hüküm sürüyor; suların efendisi, peygamber İlyas. Fırtınalara emreden ve dalgaları sakinleştiren, okyanusların bekçisi. Krallığı suyun akışkan, değişken ve güçlü dünyasıdır.
Her zaman hareket halindedir. Bir andan diğerine asla aynı değildir.
Dünyanın tozunu yıkayan yağmur, kayadan fışkıran pınar, ovaları bereketlendiren nehir, karanlıkta yolunu arayan yeraltı akıntısıdır.
Hızır tohumsa, İlyas onu filizlendiren sudur. Hızır sabırsa, İlyas harekettir. Arındırıcı güç, derin duygu, hiç durmayan buharlaşma ve yağışın büyük döngüsüdür. İlyas, damarlarımızda akan ilk okyanusun hafızasıdır.
Çünkü onsuz, Hızır’ın armağanı eksiktir. Toprak sonsuza dek bekleyebilir fakat yağmur olmadan, nehirler olmadan, bitki dünyasının köklerini sessizce besleyen yeraltı suyu olmadan hiçbir şey büyümez.
Hızır vaattir. İlyas onu çiçeklendiren şeydir.
Hıdırellez, Buluşma
Yıl boyu birbirlerini ararlar.
Hızır tarlalarda, ormanlarda, evlerin eşiklerinde kalır ve bekler. İlyas ise denizlerde akar, nehirleri tırmanır, bulutlarda yolculuk eder, yağmur olarak düşer, buharlaşır, yeniden başlar. Hiç durmaz.
Toprak ve su. Biri dünyayı yerinde tutar, diğeriyse dünyayı durmaksızın kat eder.
Ve sonra 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece gelir.
Anlatılır ki çok eskiden, Ab-ı Hayat’ı - hayat suyunu - aramaya giden bir hükümdarın ordusundaki iki askermiş Hızır ile İlyas. Yolun bir yerinde ordudan ayrılmışlar. Yemek için bir nehrin kenarına oturmuşlar. Sadece yorgun iki adam, bir kaynak, bir somun ekmek, çıkınlarından çıkardıkları kurutulmuş balık.
Hayat suyunu bulamamışlar. Arayışı bırakmışlar. Sadece yemek yiyorlarmış.
Sonra nehrin suyu balığa sıçramış.
Ve ölü balık hayata dönmüş.
Ellerinin arasında titremiş, parmaklarından kaymış ve akıntıya atlamış. Gözlerinin önünde, hayat bir sıçrama ile kendini hatırlamış. Dünyadaki en sıradan harekette, suyun kenarında yenen bir yemekte.
Yedinci gökten bir melek inmiş. Onlara şöyle demiş: Ahir zamana kadar yaşayacaksınız. Ama sen, Hızır, yeryüzünde kalacaksın. Ve sen, İlyas, sulara gideceksin. Size ihtiyacı olanlara yardım edeceksiniz. Ve senede bir kez, sadece bir kez, yeniden buluşacaksınız.
O zamandan beri her yıl, 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece boyunca, Hızır tepelerden gelir, ayakları polen ve yol tozuyla kaplıdır. İlyas ise nehirden gelir, elleri hayat veren suyla ıslanmıştır.
Toprak suyla buluşur.
Orada, gül ağacının dallarının altında otururlar.
Ve dünya değişir.
Hıdırellez, dünyayı yaşatan iki gücün yeniden buluştuğu andır. Bereketin, kutsal bolluğun yeniden mümkün olduğu andır.
Hızır Çağı
6 Mayıs şafağında, seni Hızır ve İlyas’a katılmaya davet ediyorum.
Beyazlar giyerek çiyle hâlâ ıslak olan çimenlerde yürü, şifa verir. Gelecek yıl boyunca kaynatmak için yabani çiçekler topla.
Hıdırellez dileklerini unutma.
Onları bir gül ağacına emanet et, toprak ile suyun yeniden buluştuğu o ağaca. Kırmızı bir iple gül ağacının dallarına bağla ve rüzgâra, güneşe, Hızır’ın bakışına bırak. Ya da köklerinin arasına göm ve onları Yer Ana’ya, bereketli karanlığa ve onları çiçeklendirecek olan İlyas’ın suyuna emanet et.
Hıdırellez ile birlikte Hızır Günleri gelir. Açık yürekle yaşamaya bir davettir bu. Dünyanın hâlâ sihirle dolu olduğunu ve bazen mucizelerin gerçekleştiğini görmek için inanmanın yeterli olduğunu hatırlamak için.
Ve eğer 6 Mayıs’ta yağmur yağarsa, şikâyet etme.
Bunlar bir yıldır ayrı kalmış olan Hızır ile İlyas’ın sevinç gözyaşlarıdır. Bizzat bulutlar onlarla birlikte ağlar.
🪶 Bu metnin Türkçe ruhu için İnci’ye şükranla.
🌿 Ve bu buluşmadan yazın coşkulu bereketi doğar, Sayagan.





